![]() |
| Maraton fuarında: İsmimi maraton koşacakların arasında bulduğum heyecanlı bir kare |
Maraton mesafesi olan 42 kilometre, hazırlık aşamasında koştuğum bir mesafe değildi. Zaten antrenmanlarda bu mesafeyi yıpratıcı olduğu için koşmayı önermiyorlar. Kıymetli arkadaşım Mustafa Kemal'e bunu kabul ettiremedim ama hazırlık programında koştuğum en uzun mesafe 35K civarlarıydı.
İlk maraton deneyimi asla unutulmaz derler. Gerçekten de öyle olduğunu kendim yaşayarak tecrübe etmiş oldum. Zihnimin derinliklerinde, maratonun farklı anlarına ait öyle net fotoğraflar var ki... Koşan sadece bedenim gibi sanki ve zihnim onu dışarıdan algılayan bir varlık. Bazen de kendimi kendimle konuşurken bulduğum ve aklını başına topla, enerjini biraz daha idareli kullan yoksa bitiremeyeceksin diyen bir iç ses... Sonlara yaklaşırken sağdan soldan ben yürümeye razı şekilde bitişe doğru ilerlerken, göğüs numaramla bana seslenip, hadi ama az kaldı, sakın bırakma diyen Gülhane Parkı'ndaki ve Sultan Ahmet'teki, hiç tanımadığım halde içimi ısıtan ve azıcık daha koşacak kadar hücrelerimin neresinde kalmışsa bulup çıkardığım son partikülleri aktive eden isimsiz destekçiler. İsmini bildiğim bir tanesi de var; eşimin kuzeni Mesut Sönmez; soldan hadi enişte diye bağırdığında kuş olup uçasım geldi ama kanatlarda derman kalmış mıydı, o ayrı konu :)
Yarış için yine her zamanki gibi Makro ile buluşarak sabah erkenden yola düştük. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur nedeniyle taksi çağırıp Makro'yu da alarak Metro'nun girişine o şekilde ulaştık. Yenikapı aktarması sonrası Taksim'e metro ile ulaştıktan sonra bizi köprüye götürecek otobüslerin olduğu AKM'nin önüne yürüdük. Bu sene otobüse daha rahat bindik. Bunda üst aramalarının daha organize ve düzgün yapılıyor olmasının büyük etkisi olduğunu söyleyebilirim. Gece boyunca bardaktan boşanırcasına yağan yağmur biz köprüye ulaştığımızda artık etkisini iyice kaybetmiş, yerini çiseler vaziyette hafif bir yağışa bırakmıştı. Otobüslere eşyalarımızı bırakmadan önce son hazırlıklarımızı yaptık ve çantadan çıkan mavi yağmurluklarımızı da yarış başlayana kadar üzerimize giyerek soğuktan ve hafif çiseleleyen yağmurdan korunmak için kullanmaya karar verdik. İyi de oldu.
![]() |
| Hafif çiseleyen yağmur altında yarışın başlamasını beklerken |
Artık koşuya dakikalar kalmıştı. İstiklal Marşı okunur diye beklerken birden başlama işareti geldi ve ben de maraton koşucuları arasında edindiğim avantajlı olduğunu düşündüğüm bir konumdan, yaklaşık 30 saniye sonra start aldım. Köprüyü tırmanırken yine her iki taraftan daraltılmış olması nedeniyle oldukça dar bir koridordan koşmak zorunda kalarak ilk kilometreyi bu güne kadar koştuğum en yavaş pace ile geçmiş olduğumu farkettiğimde biraz üzüldüm. Ancak sonra yarışın ne kadar uzun süreceğini ve bu 1-2 dk.'nın o kadar da üzerinde konuşmaya değmeyeceği fikrini benimseyerek, kulaklarımdaki müzik eşliğinde Beşiktaş ve Yıldız istikametine keyifli bir tempo tutturdum. Barbaros Bulvarı'ndan aşağı inerken Sinem ve Dağhan fotoğraf çekeceklerdi. Sağdan sağdan inip onları görmeye çalıştım ama bulamadım. Neyse ki onlar beni videoya almayı başarmış ama akşam evde izlerken farketmişler. Çok teşekkür ediyorum sevgili dostlar.
Kabataş, Dolmabahçe derken oldukça iyi gidiyordum. Haliç'ten geçip Eyüp'e doğru koşarken artık hava benim için oldukça sıcaktı. Kafamdaki bezi çıkarıp attım. O ana kadar sırılsıklam olmuştu bile terden. Sanki dün gece o kadar yağmur yağmamıştı, güneş tatlı tatlı gülümsüyordu artık İstanbul'a. Unkapanı'na doğru tırmanırken önümde 4 saat pacer'i koşuyordu. Acaba bu yokuşun başına kadar onun peşinden ayrılmadan koşabilsem gerçekten 4 saatte bitirebilir miydim diye bir soru geldi aklıma. Ancak bunun doğru olmadığını, kendimi bu yokuşta tüketmemem gerektiğini bacaklarım ve nefesim haykırdı hemen. Kendimi yavaşlattım ve hatta tuş kilidinin bir şekilde açılması ile seri halde fotoğraf çekmeye başlayan telefonuma müdahele edip tekrar tuş kilidini aktive edeyim dedim. Bir süre yürüyerek çıktım. Su kemerlerini geçtikten sonra yine gaza bastım ve kaldığım yerden devam ettim. 4 saat pacer'i artık görünürde yoktu. 19. km'de yanımda taşıdığım jeli çıkarıp yedim. Daha önce denediğim bir tattı. Hoşuma gitti. Sahile bağlanırken yarım bir elma aldım ve Yenikapı'ya doğru koşarken yedim. Artık sahildeydim. Rüzgar şiddetle dövüyor, bana karşı büyük bir güç sergiliyordu. Ona rağmen koşmak kolay olmayacaktı ve daha Bakırköy dönüşüne 8 kilometre vardı. Güneş tam karşımda idi ve şapkam yoktu. Onca yağmurun ardından güneş çıkmaz deyip son anda vazgeçmiştim şapkadan. Ama eksikliğini hissettim. Bakırköy'e doğru giderken inşaat alanı halinden tam kurtulamamış sahil yolunda, artık 4 şeritli olan geniş ve boş yolda, olmayan taraftar ve destekçi yoksunluğunda biraz motivasyon kaybederek koşuyordum. Hem güneşten ve karşıdan esen rüzgardan kurtulmak hem de sevdiğim Bakırköy'e ulaşıp bir motivasyon sağlamak için elimden geldiğince hız kesmeden koştum ve Gelik'in oradan dönüş aldım. Bu beni biraz rahatlattı. Artık güneş ve rüzgar arkamda kalmıştı. Bu noktadan sonra sanki mevsim ilkbahardı. 30 km.'leri de rahat geçmiştim. Bu sıralarda bir enerji jeli daha yedim. Son 10 küsur kilometre için ancak etki eder diye hesap etmiştim. 34-35. km'lere kadar enerjim oldukça iyiydi. Ancak bu anlardan sonra ara ara yürüyerek biriken yorgunluk asitini ve nefes düzenimi ayarlamam gerekti. Bu arada ikmal noktalarından su alıp içiyordum. Ayrıca yarım muz alıp onu da yuttum. Ancak bunlar sanki son çırpınışlarımdı. Ne olacaktı yani ? 5-6 km. kala yarışı bırakacak değildim ya. Biraz yürüyüp yine koştum. Son bir jel daha yedim. Artık tadı o kadar hoşuma gitmiyordu. Sarayburnu'na geldiğimde Gülhane'ye az kaldı, yapacaksın diye kendimi motive ediyordum. Tohum bravo, az kaldı tohum diye bağıran ve tezahürat yapanları gördükçe küllerimden yeniden doğup sanki koşuya yeni başlamışım gibi enerji ile doluyor ve yine koşuyordum. Gülhane'ye doğru 4:15 pacer'ına yapışıp onunla koşanları da gördüm. Dedim hadi Gökhan, işte senin istediğin derece ve senin pacer'ın bu. Bırakma onu. Ama nafile, yürek istese de beden uymadı komuta ve onlar birbirlerine kenetlenmiş ve temas halinde koşmaya devam ederken ben yine geri düştüm ve biraz yürüdüm. Gülhane'nin kapısından girdikten sonra yokuş yukarı biraz daha koşacak gücü buldum. Üst kapıdan çıktığımda yine yürümeye yüz tutmuş ve acılar içinde iken her iki yandan bağıranları, destek verenleri gördüm. Haydi 1992, bırakma son 300 filan diyenler vardı. Gerçekten mi dedim kendi kendime ? Rüya da olabilirdi hani. Son 300 m. mi kalmıştı hakikaten ? Son bir gayret ile orayı da koştum ve işte o sırada Mesut'un sesini duydum.
Finish çizgisi tam önümde idi artık. Altından geçtim ve beni orada bekleyen eşimin kollarına atıldım. Sağolsun o da neredeyse bir saatin üzerinde yürüyerek finish noktasına ulaşmış ve beni karşılayabilmek için izin alarak sporculara ayrılan bitiş noktasında mümkün olan en yakın yerde beni beklemişti. Durduğumda artık kalbim artık yerinden çıkacak gibi gümbürdüyordu. Etraftan gelen uyaranlara ve seslere anında tepki verebileceğimden kuşkuluydum. Sadece nefes almaya odaklanmıştım. Hemen madalyayı boynuma geçirdim. Şurada durup fotoğraf çekelim dedi eşim. Tamam dedim ama, aslında o an bir adım atacak halim bile yoktu. Nefesim düzene girince, çantadan organizasyonun hediyesi olan koca bir kalıp çikolatayı çıkarıp yedim. Biraz daha su içtim. O andan sonra dünyayı biraz daha net algılamaya başlamıştım. Evet bitmişti. Artık ben de maraton koştum diyebilecektim. Hedeflediğimden daha uzun bir süre elde etmiş olsam da, önemli olan ilk maratonu sağlıcakla bitirebilmekti benim için. 4 saat 15 dk. veya 20 dk. olmamıştı da 4 saat 32 dk. 30 sn. olmuştu. Olsundu, seneye bir daha hazırlanır ve 4:15'i hedeflerdim.
![]() |
| Bitiş çizgisinde ben. Fotoğraf için teşekkürler: Sevda Kündü, Çafder |
Biraz dinlenip üzerimizi değiştirdikten sonra hazır Sultanahmet'e gelmişken ve bu kadar da açken, Sultanahmet Köftesi yiyelim dedik. İnanın merdivenleri çıkarken değil ama, tavşan gibi basamakları aşağı doğru inmeye çalıştıkca canım çok yanıyordu. Aşağı doğru inmek için yan yan yürümek dışında bir çare yoktu. Keyifli bir yemek ve sohbetin sonrasında otobüs duraklarına yürüdük. Mesut karşıya geçeceği için orada ayrıldık. Biz Bakırköy tayfası da eve doğru yola çıktık.
![]() |
| Sevgili eşim ile finish takının önünde |
Ben ilk kez bir yardım kampanyası yürüttüm bu koşu ile. İyilik Peşinde Koş (İPK) portalı üzerinden artık bağış toplamak oldukça kolaylaşmış. Geçtiğimiz sene her kurumun manuel yürüttüğü bu süreci tamamen otomatize etmişler. Ben de Tohum Otizm Vakfı için bağış topladım. Beni destekleyenler ve bağışta bulunanların sayesinde tam 3.165 TL toplandı #otizmlicocuklaricin. Adımlarımı onlar için attım ve bu da beni çok mutlu ve ek bir motivasyon sağladı. Bu konuda maddi manevi yardımda bulunan tüm dostlarıma bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum. Seneye bir daha koşacağım. Şimdiden söz alayım; yine yardımlarınıza başvuracağım. İnanın, ben ilk maratonumu koşarken sizler de tek tek gözümün önüne geldiniz ve sizleri de yanımda hissettim. Sağolun, varolun sevgili dostlarım.
![]() |
| Destekçilerim Tohum Otizm Vakfı hesabına tam 3.165 TL bağışta bulundu, sağolsunlar varolsunlar... |
Koşuya ait Nike+ verileri, güzergah ve interval süreleri şu şekilde oluştu:
Ayrıca yarıştan sonra anı madalyalarımız ile çekindiğimiz fotoğraf ve sertifikam da kayda geçsin lütfen:
![]() |
| Finish sonrarı Makro ile |
![]() |
| Maraton Serfitikam |








