Sen bir şeyin farkına vardın dedim ona. Söyle bana da. Nedir seni böyle tümden değiştiren? Her zaman böyle değildin, arkadaşlarınla oturup sadece sohbet ettiğiniz zamanlar vardı. Ben de şahidim bizzat buna. Çünkü ben de oradaydım ve seninle karşılıklı oturup saatlerce sohbet etmiştik. Hazırladığımız akşam yemeği eşliğinde, hem birkaç kadeh tokuşturmuş hem de Zeki Müren’den Türk Sanat Müziği eserleri dinlemiştik gece boyunca. Söyle, şimdi nedir aramıza giren? Cevap vermekten korkuyorsun, gözlerinden ve donuk ifadelerinden bunu rahatlıkla sezebiliyorum. Düşündüğünden daha iyi tanıyorum seni. Sizi… Eski bir dostu tamamen kaybetmenin korkusu da olabilir bu sessizliğinin ve gizeminin içinde, biliyorum.
Gençlikte hayallerimiz çok, paramız azdı. Şimdi hayallerimiz mi küçüldü de böyle oldu diye de sormuyor değilim kendime ara sıra. Çok şükür evimizi geçindirip aldık çoğumuz bir ev, bir araba. Peki ya sonra? Hep veren tarafta olmak zor anlıyorum. Ama hiç mi öğrenmedin sen de benden yeni bir şeyler. Saatlerce ne konuşuyor muşuz o zaman diye sormazlar mı adama! Ben anlamam modadan, spordan, magazinden, şundan bundan… Demek ki daha kıymetli konular konuşmuş olmalıyız. Hatırlamak ne mümkün geçen onca yılın ardından. Nedir seni bu kadar yoran? Karides ayıklamayı öğrendim senden, bir başka arkadaşımdan da el arabası sürmeyi öğrenmiştim. Duvara çivi çakmayı, hard-diskin bilgisayarın tümü olmadığını da öğrenmiştim hatta. Dostlar her daim lazım insana. Ne öğrenmenin sınırı var, ne de öğretmenin. Saz çalardı bir tanesi, öbürünün sesi çok güzeldi. Ben İngilizce’de çok yardımcı olmuştum sana. Sen bana geometride, bir başkası algoritma kurmakta. Saymakla bitmez bu dünyanın engin bilgisi. Peki, nedir şimdi bizi ayıran o halde? Dünyadaki tüm bilgileri öğrendim bitti diyorsan; o zaman tamam. Bunu söyleyen bir insanda alçakgönüllülükten eser kalmadığı için yanına yaklaşılması da o kadar mümkün olmaz ve ben de kaçar giderim zaten yanından.
Tekrar soruyorum şimdi o zaman; nedir keşfettiğin? Almadan vermek Allah’a mahsus. Eğer buysa diyeceğin bunu ben de görebiliyorum rahatlıkla. Hep verdim pek de bir şey alamadım dersen ona da tamam diyecek gibi oluyorum ama bir itirazım var buna. Dostluk bu olmasa gerek kanımca. Bir defasında çok sevdiğim ve sürekli sohbet ettiğim çok hasta olan bir dostuma sınavlara girebilsin diye gelemediği tüm derslerin bütün döneme ait notlarını alıp götürmüştüm. Derslerin çoğundan geçti ve biliyor musun: “O da bıraktı beni sonunda”. Hayatımdan çıkıp giderken hiçbir açıklama yapmak gereği duymadan üstelik. Ne hissettiğimi bilmek istersen söyleyeyim:
"Bitmesi değil de neden bittiğini bilememek en çok yaralıyor insanı. İnan ki o yara hiç kapanmıyor insanın ömrü boyunca."
Peki, şimdi soruyorum; hala dost
muyuz, yoksa sen de onun gibi hiçbir sebep sunmadan bırakıp gittin mi beni
yalnızlığıma?