16 Eylül 2016 Cuma

Tatilde, gezide, yurtiçi-yurtdışı demeden, bahane bulmadan, sadece koş: Yazlık antrenmanlar

Uzunca bir süredir sesim soluğum çıkmıyor diye durduğumu, durakladığımı ya da vazgeçtiğimi sanmayın lütfen. Aksine antrenmanları elimden geldiğince aksatmadan sürdürmeye çalışıyorum. Yakından tanıyanlar veya sadece bu blog'a denk gelmiş ve beni uzaktan da olsa tanımış olanlara ilham vermeye devam etmek istiyorum. Bu nedenle yaz mevsimini nasıl geçirdiğim hakkında bir yazı kaleme alıp hem kendi motivasyonumu arttırmak, hem de siz değerli koşu dostları ile bu platformda buluşmayı sürdürmek isterim.

Daha önceki senelerde sırasıyla 10K ve 15K koştuğum Vodafone İstanbul Maratonu'nda bu sene tam bir maraton koşmayı uzunca bir süredir hedefime koymuştum. Bunun için sevgili Makro'dan aldığım bir antrenman programını takip etmeye başladım. Başlangıcı Haziran ayının ortalarına tekabül eden bu program 16 haftada maraton koşmaya hazır hale gelmek için haftada üç antrenman öngören bir antrenman sistemi içeriyor. Bu üç antrenmandan biri interval, diğeri tempo, sonuncusu da uzun mesafe koşusu olacak şekilde düzenlenmiş bir program. Böyle anlatınca ballı-börek (easy piece of cake) gibi görünen bu programın bile uzun süren hazırlanma esnasında sürdürülebilirliğinin o kadar da kolay olmadığı ortaya çıkıyor. Buna benim kişisel günlük aktivite düzeyim (İstanbul trafiğinde uzun saatler otobüs ve serviste seyahat ediyor ve günde 3-4 km. yol yürüyor olmak) ve bir de programın ilk iki ayınının yaz dönemine denk gelmesini de katınca bu programın sekteye uğramaması zaten bir mucize olurdu diyebiliriz. Yazın tatil döneminde kah otomobil ile şoför koltuğunda kah uçakta aktarmalı yolcu olarak gezip-seyahat etmek, yüzmek, bisiklet, yeni yerler görmek derken şimdiden kaçırdığım çok sayıda antrenman oldu bile.

Sevgili koşu dostları, bunun böyle olacağını tahmin ediyordum zaten. Ancak ben yine de hiç bir bahanenin arkasına sığınmadan bavulumu hazırlarken tüm ekipmanlarımı da yanıma aldım ve belki de bir o kadar daha kaçırma ihtimalim olan antrenmanı da gerçekleştirdim (İşin gerçeği şu, 3 haftalık tatil zamanı içerisinde 6 antrenmanı kaçırmışım; yine 3 haftalık aynı süre zarfında 6 tane de antrenmanı evimden uzaklarda koşarak gerçekleştirmeyi başarmışım!). Ağustos ayının en sıcak günlerine denk gelen ilk tatilde, kavurucu sıcağı ile meşhur olan ilimiz Mersin ve çok sevdiğim güzel İzmir'in Gümüldür sahilinde koştum. Bunların üstüne bir Barselona koşusu var ki, keşke daha çok zaman ayırabilseydim ve sabah erken kalkıp koşabilseydim dediğim o güzel sokaklar ve parklarda aklım kaldı, içimde azıcık bir uhde kaldı canım dostlarım. Bu Avrupa'lılar şehirciliği çok güzel uyguluyor. Ana caddeler sanki cetvelle çizilmiş gibi, yolların kenarında mutlaka bisiklet yolları hesap edilmiş ve ayrılmış. Bazen gidiş-geliş, bazen caddenin bir yanında gidiş, diğer yanında dönüş olarak ayrılmış bu bisiklet yollarına kimsenin bırak otomobil parketmeyi aklından geçirmeyi, bebek arabası ile bile girmediği bisiklet yollarından bahsediyorum. Bunları dile getirince biz kötü oluyoruz. Ama bizim güzel İstanbul'umuzun onlardan ne eksiği var. Şu var maalesef; bizim Bakırköy-Yenikapı, hadi şimdi inşaat şantiyesi durumunda olduğundan, bisiklet yolu güme gitti. Onu bırak yaya olarak da zaten sahilden denize bakılacak az bir bölge ya var ya yok Zeytinburnu hizalarında şu sıralarda. Peki ya daha evveliyatına dönelim ve bakalım. Asıl sorunu o zaman aleni bir biçimde görmek mümkün çünkü. Kaldırımlara arabalarını parkedenler mi dersin, mangalını tam bisiklet yolunun üstünde kurup dumanını tüttürenler mi dersin, ne ararsan vardı haftasonu bu mavi çizgilerle ayrılmış bisiklet yolunda. Asıl sorun insanımızı kurallara uymaya ve birbirine saygılı olmaya alıştırmak, bir kültür ve kimlik yaratmak. O yolun sadece bisiklet için ayrılmış olduğuna insanları ikna etmek. Şimdi ben bunları buraya yazdım, siz de okudunuz. İnanın ki kendimiz çalıp kendimiz oynadık. Hedef kitlenin bu blog'da çok zaman harcayıp değer verip okuyacağına zaten zerre inancım yok. Ben tüm bunları kaleme aldığım bu zaman zarfında, çok olmadı daha yeni geride bıraktığımız temmuz ve ağustos aylarında, Ataköy'deki bisiklet yolu da asfalt yenileme esnasında silindi gitti. Geri geleceğine dair ümidim ise gün geçtikçe azalmakta...

Neyse serzenişi bir kenara bırakalım, şikayet etmeyi çok sevmem ben. İnsanı daha mutsuz eder. Elimizdekilerin değerini bileceğiz ve daha iyi olması için ümidimizi canlı tutacağız. Artık gelelim şu meşhur uzak şehir koşularına.

İlk önce Mersin. İlk defa gittiğim bu güzel ilimiz beni modernliği, canlılığı ve güzelliğiyle şaşırtırken iklimiyle de oldukça zorladı. 14-20 Ağustos tarihlerinde Mersin'de bulunma fırsatı yakaladım. Caddeler geniş ve büyük dönel kavşakların hakim olduğu bir trafik şablonu var. Trafik yok denecek kadar az. İnsanlar sıcakta pek dışarıda gezmemeyi tercih ediyor ki onlara ben de hak verdim. Öğlen vakti güneş sanki sizi eritip yok edecekmiş derecede yakıyor. Klimalı ortama girince bir ferahlama bir rahatlama geliyor insana. Dışarıda işin yoksa hiç çıkmamak daha iyi. Ama tabi biz gezmeye ve görmeye gittiğimizden dışarı çıktık. Kebap konularına pek girmek istemiyorum. O kadar yakınında olunca Adana Kebap burada sadece kebap diye geçiyor tabi. Yanında bol yeşilik getiriyorlar neyse ki, hep de et yenmez ki di mi ama :) Mersin'de sahil boyunca parklar, yürüyüş yolu ve uzun bir koşu parkuru olduğunu keşfetmek bana büyük bir mutluluk verdi. İki kez koştum bu yolda. İlki 4,5 mil süren bir interval antrenmanı idi ve aşağıdaki güzergahta gerçekleşti.


Sonraki ise bir tempo koşusu idi ve oldukça zorladı. Mersin Öğretmenevi - Mezitli arasında 7 mil koşusu. Onun ayrıntıları da aşağıda yer alıyor.


Mersin'den sonra İzmir-Gümüldür'de bir hafta kaldık. Bu süre zarfında ikisi sabah birisi akşam olmak üzere 3 antrenmanı da gerçekleştirme fırsatı buldum. İlki Gümüldür - Ürkmez arası interval antrenmanı:


İkincisi Gümüldür sahilde tempo:


Üçüncü ve sonuncu İzmir koşusu ise birazı yolda birazı sahilde olmak üzere bana oldukça zorlu bir akşam geçirten ama bittiğinde de o derece büyük mutluluk veren neredeyse bir YM. Güzergah şu şekilde: Gümüldür Sahil - Doğanbey - Gümüldür Sahil - Ürkmez.
Buyrunuz ayrıntıları aşağıda:


20K bitip eve döndüğümde yazdıklarım ise durumun vehametini gözler önüne seriyor. O gün yazdıklarım şu şekilde:
"Sahilden başlayıp 3 km olmadan yola tırmandım. Ağır bir antrenman oldu bu tırmanışlar nedeniyle. Bir süre yol kenarından tırmanmalı-inmeli gidip geri döndüm. Sonra yoldan siteye sapıp yine sahile indim ve son 10K için Ürkmez'e gidip geldim. Tamamladığımda üzerimdeki formayı soyunup atalı çok olmuştu. Bantlar terden kaydı gitti. 'Runners nipple' olmasın diye formayı çıkardım mecburen. Neyse ki yazlık ortam :) Susuzluk kavurdu. Yarım litre ile 20K çıkmazmış. Bu da ders olsun bana :("

Evet neymiş efendim; Yarım litre ile 20K o sıcakta çıkmaz. Kışın aralık ayında, ocakta, şubatta olabilir belki ama ağustosta asla!!

Tüm bu koşulardan sonra Kurban Bayramı ile birleşen bir etkinlik için İspanya'nın Seville kentine gitmemiz gerekti. Hazır gitmişken Barselona adlı güzide şehri gezmezsek eğer çok yanlış yapacağımızı söyleyen dostlarımızın sözlerini dikkate alarak Barselona'yı da görme ve gezme fırsatımız oldu. Barselona'nın güzelliklerine çok girmeden orada tam da şehrin göbeğinde yeşil mi yeşil güzel bir park olan Park de la Ciutadella'da yaptığım akşam koşusunu da burada tarihe not düşmek istiyorum. Allahım ne olur bizim de şehrin göbeğinde böyle kocaman parklarımız olsa keşke...

Bu da parktaki koşularıma ait veriler:


Akşam olmasaydı belki sabah bu parkta koşmak nasip olsaydı gündüz gözüyle herhalde bir buçuk saatten aşağı bırakmazdım. Aşağısında da Hayvanat Bahçesi varmış efendim, içinde 2500 civarı canlı barındırıyormuş. Gidip göremedik ama başka sefere diyelim inşallah.

Parkın gündüz gözüyle çekilmiş fotoğraflarını da eklemek isterim yazıma. İçinde ördeklerin yaşadığı bir göleti de olan, kimsenin kimseye dönüp gözucuyla bile bakmadığı, piknik ve mangalcıların ne sabah ne akşam bulunmadığı; daha ne söylesem bilemedim ama sakin ve kafa dinlemek için her akşam iş çıkışı gidilecek cinsten, rahat nefes alıp dinlenme alanı sunan harikulade bu parka ait fotoğrafları aşağıda bulabilirsiniz.

Tüyümsü garip bir bitki


Bana bakıyor, poz verdi sanki :)


Mamut heykeli



Doğumgünü kutlaması da yapıyorlar parkta

Köpükten iple ve rüzgarla şişen büyük balonlara sıkça rastladık


Koşmak için bana iki ayakkabı,bir t-shirt ve şort, azıcık da yol kenarı yeterken bu parkın ne büyük bir mutluluk vermiş olabileceğini varın siz hayal edin. Belgrad Ormanları var ya dediğinizi duyar gibiyim. O kadar yolu kim gidecek. Halbuki bu park şehrin tam göbeğinde. Neyse serzenişe başlamadan mevzuyu kapatıyorum sevgili koşu dostları. Kalın sağlıcakla...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder