30 Ekim 2015 Cuma

7. Cumhuriyet Koşusu, Zeytinburnu

Bu sene yedincisi yapılan Zeytinburnu Cumhuriyet Koşusu'ndan Makro sayesinde haberim olmuştu. Sadece 1000 kişinin katılabildiği bu etkinlik için kayıtların açılmasının ardından ben de kayıt yaptırabilen şanslılar arasına girmeyi başardım. Geçen sene katıldığım 36. Vodafone Istanbul Maratonu'ndan farklı olarak bu koşuya katılmak tamamen ücretsiz.

Bu katıldığım ikinci 10 K yarışım oldu. Geçtiğimiz yıl 36. Vodafone Istanbul Maratonu'nda 10K koşmuştum . O zaman koşuya henüz başlamış olmam; yeterli antrenman yapmadan katılmam (en uzun 6K koşarak antrenman yapmıştım), hatalı kıyafet seçimi (hava soğuk eşofman giyeyim demiştim ama koştukça üzerimdekiler ağır gelmişti) gibi olumsuzluklara rağmen 1:06:30 gibi bir zamanda bitirebilmiştim. Tabi o zamandan bu zamana tecrübem arttı ve fiziksel durumum antrenmanlar sayesinde daha iyi bir konuma geldi. Geçen seneki kilomdan 5 kilo daha zayıf olmak bile benim için avantaj şu an. Tabi bunların hepsini birleştirince, her ne kadar farklı bir parkurda da olsa, geçen seneki derecemden daha iyi bir derece yakalamak için çalıştım ve koştum. Sonuç oldukça parlak ve gelecek vadediyor :)


Ancak cep telefonumda RunKeeper ile yaptığım ölçümde 10K olması gereken bu koşunun 9.16 K civarında bir mesafe çıkması, ardından Garmin gibi aktivite izleyen bir koşu saati ile koşan Makro'nun 8.9 K civarında bir mesafe ölçmüş olduğunu söyleyelim. Bu durumda mesafenin eksik tutulmadığı gerçek bir 10K koşusunda 50 dk. civarında bitirebilecek duruma gelmiş olduğumu söyleyebiliriz. Bu vesileyle GPS'li koşu saatlerinin akıllı telefonlara göre daha hassas olduğunu ve daha doğru ölçüm yaptığını da öğrenmiş oldum.

1 kilometre daha koşacağımı sanırken
 bitiş çizgisini görünce ben...


...ve bitiş çizgisini geçmişim. 
Acı yok Rocky acı yok :)


1100 kişinin katıldığı bu seneki Zeytinburnu Cumhuriyet Koşusu'nda genel sıralamada 263. oldum. Organizasyonun iyi planlanmış ve uygulanmış olduğunu da belirtmek isterim. Ayrıca evime bu kadar yakın mesafede böyle bir etkinlik olması ve koşu bitiminde arabaya atlayıp kısa sürede eve dönebilmek çok büyük rahatlık. Seneye yine katılmaya çalışacağım. Hele ki Zeytinburnu Belediye'sinin çıkışta ikram ettiği yiyecekler ve hazırlamış olduğu kokteyl masalarını ve taze demlenmiş çayı da düşünürsek kesin katılırım :)

Yarışa daha önce kendime verdiğim sözü tutamayarak hızlı başladım. Tam manasıyla terlemeye ikinci kilometreden sonra başlarken bu nedenle ilk kilometreyi bitirdekten az sonra terlemeye başladığımı hatırlıyorum. Bir gün önce yağan sağnaklardan sonra yarış günü kuru bir soğuk vardı. Güneş arada az da olsa yüzünü gösterip sonra tekrar bulutların ardına gizleniyordu. Daha önce sağanak yağış altında koşmuştum ve yağmura hazırlıklıydım. Dördüncü kilometreleri geçmemle birlikte hafif bir yağmur başladı. Zemin artık ıslaktı. Yağış ara ara artıp azaldı ve ben bitirirken hala devam ediyordu. Yarışın ortasında su istasyonundan su ikmali yapmayı da ihmal etmedim. Ancak ağzı yırtılarak açılan bardak şeklinde su vermeleri beni biraz zorladı. Çünkü ben koşarken sadece hızımı azaltarak ağzı dar olan su şişelerinden içmeye alışıktım. Fakat bu şekilde bir bardakla koşarken içmek neredeyse hiç mümkün değilmiş. Yarısına yakınını kah döktüm kah içtim ve sonra bir çöp bidonuna yakın koşarak üzerine bıraktım. Plastik bardak benim yatay hızımla birlikte adeta bir bar masasında kayarmış gibi çöp kutusunun kapağında hafifçe kayıp sonlara doğru düşmeden durdu. Bu hareketimi çeken biri varsa bana da izletsin. Çok artistik görünmüş olabileceğini tahmin ediyorum :)

Koşunun içinden hatırladığım güzel anılardan birisi de mahalle arası sokaklardan geçerken insanların evlerinin balkonlarına veya pencerelerine çıkıp bize destek olması oldu. "Hepsiyle gurur duyuyorum ben bunların, hepsiyle!" diye bağırdı yaşlı bir amca evinin penceresinden. Bir başka balkonda ise bebeği kucağında bizi izleyen bir aile vardı. Yaşlı-genç herkes bayrakların asılı olduğu evlerinden bize destek oluyordu. Bir de arada sırada başımızın üzerinde uçan drone'lar vardı tabi. Bir seferinde ben de el salladım çekim yapan drone'lardan birinin altından geçerken. Fotoğrafları facebook hesabımda beni işaretleyen  Makro sayesinde farkederek alıp hemen kendime mal ettim. Teşekkürler Makro ve Tarkan Barut.

Cumhuriyet Koşusu'ndan: 
Benim de yer aldığım bir başka kare

Koşunun sonunda bir anı madalyası da verdiler. Onu da geçen sene Istanbul Maratonun'dan aldığım madalyamın yanına koydum. Darısı diğer koşuların başına.

Cumhuriyet Koşusu'ndan
anı madalyası





28 Ekim 2015 Çarşamba

Berrak Zihnimin Sonsuz Koşu Işıltıları

Koşmaya nasıl ve neden başladım?
Bu sorunun derinde yatan temellerine inmeye çalışsam eskiden beri bireysel sporların beni daha mutlu ettiğini söyleyerek başlamam gerekir. Kadim dostum Makro'nun asker dönüşü kendini koşuya vermesinden de oldukça etkilenmiştim. Bu arada hayatımın içinde kendimin dahi hükmedemediği bazı üzücü gelişmeler benim bu noktaya gelmemde etkili oldu sanırım. Bunu söylerken kadere inandığımı belirtmek isterim. Kendi dünyamızı tamamen kendimizin kuramadığı bu yaşam süresince ev-iş arası mekik dokurken kendime ait küçük bir alanın bana ait olması ve buraya kimsenin kolaylıkla erişmesinin mümkün olmaması belki de çok çekici gelmişti. Çünkü koşarken sanki bu dünyanın tüm dertleri ve gerçekleri unutuluyor ve başka bir boyuta geçmek mümkün oluyordu. Burada sadece ben vardım ve çektiğim her derin nefeste yeni bir varoluşa doğru yol aldığımı hissediyordum.
Bir masabaşı çalışanı olarak hareketsiz yaşamın sağlığımız için olan zararlarından arınmak da artı değer olarak bir neden oluşturdu. 4-5 kilo verip kendimi daha iyi hissetmem ve dahası enerjik bir konuma yükselmem bana doğru yolda olduğumu ve her daim aşkla devam etmem gerektiğini telkin eder gibiydi. Ben de bu sesleri dinledim ve ne vakit darlığını, ne hayat gailesini ve ne de havanın soğuk veya yağmurlu olmasını bahane etmeyerek her defasında saatimi 05:40'lara kurarak kah işten önce, kah yaz tatilinde Ağustos sıcaklarında yılmadan koştum. Geri dönüp baktığımda bugün neredeyse 1 sene bu şekilde geçmiş ve acıların küllendiği ama kesinlikle tamamen bitmediği bir zamana erişmişim. Acılar dinmeyecek belli ki, hayat herkese pusular kurmuş beklemekte. O bekler de ben durur muyum?

Koş, tüm acıları arkanda bıraktığına emin olana kadar koş. Belki bir gün öyle bir yer bulursun; öyle bir yer ve zaman ki burada tüm acılar son bulmuş, sadece mutlu çocukların oyun dolu dünyalarında oynadığı ve neşeyle güldükleri duyulmakta.

İşte orayı bulana kadar sakın durma, koş...

Bir sabah çok erken uyandım ve...

Bu blogu oluşturma fikri uykuya dalmadan hemen önceki son bilinç dolu anlarıma rastgeldi. Blog için bir isim düşünürken uyuyakalmışım. Sonrasında düşündüğüm isimlerin daha önce başkaları tarafından kapılmış olduğunu anladım ve aklımın iplerini saldım. Beynimin içindeki taze yollar ve bağlantıların beni çıkardığı kavşak işte tam da burası: "Eternal Run Shine". Biraz tanıdık geldi biliyorum. Ama şimdiye kadar düşünülmemiş olması ve 2004 yapımı filmi benim daha geçen hafta izlemiş olmam kaderin bir oyunu diyelim o zaman.
Yaklaşık bir senedir yaz kış demeden koşan bir insanoğlu olarak hem kendi hislerimi, tecrübelerimi ve anılarımı ölümsüzleştirmek hem de içsel motivasyonumu sağlayabilmek için bir araç olarak görüyorum bu mecrayı. Okuyup feyz alanlar olursa ayrıca mutlu olacağım tabi. Hiç kimse sadece kendisi okusun diye birşeyler yazmaz değil mi? Yoksa yazar mı? Bu sorunun cevabını da okuyuculara bırakıyor ve açılış yazımı burada noktalıyorum. Sonraki yazım koşmaya neden ve nasıl başladığım hakkında olacak...