28 Ekim 2015 Çarşamba

Berrak Zihnimin Sonsuz Koşu Işıltıları

Koşmaya nasıl ve neden başladım?
Bu sorunun derinde yatan temellerine inmeye çalışsam eskiden beri bireysel sporların beni daha mutlu ettiğini söyleyerek başlamam gerekir. Kadim dostum Makro'nun asker dönüşü kendini koşuya vermesinden de oldukça etkilenmiştim. Bu arada hayatımın içinde kendimin dahi hükmedemediği bazı üzücü gelişmeler benim bu noktaya gelmemde etkili oldu sanırım. Bunu söylerken kadere inandığımı belirtmek isterim. Kendi dünyamızı tamamen kendimizin kuramadığı bu yaşam süresince ev-iş arası mekik dokurken kendime ait küçük bir alanın bana ait olması ve buraya kimsenin kolaylıkla erişmesinin mümkün olmaması belki de çok çekici gelmişti. Çünkü koşarken sanki bu dünyanın tüm dertleri ve gerçekleri unutuluyor ve başka bir boyuta geçmek mümkün oluyordu. Burada sadece ben vardım ve çektiğim her derin nefeste yeni bir varoluşa doğru yol aldığımı hissediyordum.
Bir masabaşı çalışanı olarak hareketsiz yaşamın sağlığımız için olan zararlarından arınmak da artı değer olarak bir neden oluşturdu. 4-5 kilo verip kendimi daha iyi hissetmem ve dahası enerjik bir konuma yükselmem bana doğru yolda olduğumu ve her daim aşkla devam etmem gerektiğini telkin eder gibiydi. Ben de bu sesleri dinledim ve ne vakit darlığını, ne hayat gailesini ve ne de havanın soğuk veya yağmurlu olmasını bahane etmeyerek her defasında saatimi 05:40'lara kurarak kah işten önce, kah yaz tatilinde Ağustos sıcaklarında yılmadan koştum. Geri dönüp baktığımda bugün neredeyse 1 sene bu şekilde geçmiş ve acıların küllendiği ama kesinlikle tamamen bitmediği bir zamana erişmişim. Acılar dinmeyecek belli ki, hayat herkese pusular kurmuş beklemekte. O bekler de ben durur muyum?

Koş, tüm acıları arkanda bıraktığına emin olana kadar koş. Belki bir gün öyle bir yer bulursun; öyle bir yer ve zaman ki burada tüm acılar son bulmuş, sadece mutlu çocukların oyun dolu dünyalarında oynadığı ve neşeyle güldükleri duyulmakta.

İşte orayı bulana kadar sakın durma, koş...

1 yorum: