20 Ekim 2023 Cuma

GERÇEK DOST

    Sen bir şeyin farkına vardın dedim ona. Söyle bana da. Nedir seni böyle tümden değiştiren? Her zaman böyle değildin, arkadaşlarınla oturup sadece sohbet ettiğiniz zamanlar vardı. Ben de şahidim bizzat buna. Çünkü ben de oradaydım ve seninle karşılıklı oturup saatlerce sohbet etmiştik. Hazırladığımız akşam yemeği eşliğinde, hem birkaç kadeh tokuşturmuş hem de Zeki Müren’den Türk Sanat Müziği eserleri dinlemiştik gece boyunca. Söyle, şimdi nedir aramıza giren? Cevap vermekten korkuyorsun, gözlerinden ve donuk ifadelerinden bunu rahatlıkla sezebiliyorum. Düşündüğünden daha iyi tanıyorum seni. Sizi… Eski bir dostu tamamen kaybetmenin korkusu da olabilir bu sessizliğinin ve gizeminin içinde, biliyorum. 

    Gençlikte hayallerimiz çok, paramız azdı. Şimdi hayallerimiz mi küçüldü de böyle oldu diye de sormuyor değilim kendime ara sıra. Çok şükür evimizi geçindirip aldık çoğumuz bir ev, bir araba. Peki ya sonra? Hep veren tarafta olmak zor anlıyorum. Ama hiç mi öğrenmedin sen de benden yeni bir şeyler. Saatlerce ne konuşuyor muşuz o zaman diye sormazlar mı adama! Ben anlamam modadan, spordan, magazinden, şundan bundan… Demek ki daha kıymetli konular konuşmuş olmalıyız. Hatırlamak ne mümkün geçen onca yılın ardından. Nedir seni bu kadar yoran? Karides ayıklamayı öğrendim senden, bir başka arkadaşımdan da el arabası sürmeyi öğrenmiştim. Duvara çivi çakmayı, hard-diskin bilgisayarın tümü olmadığını da öğrenmiştim hatta. Dostlar her daim lazım insana. Ne öğrenmenin sınırı var, ne de öğretmenin. Saz çalardı bir tanesi, öbürünün sesi çok güzeldi. Ben İngilizce’de çok yardımcı olmuştum sana. Sen bana geometride, bir başkası algoritma kurmakta. Saymakla bitmez bu dünyanın engin bilgisi. Peki, nedir şimdi bizi ayıran o halde? Dünyadaki tüm bilgileri öğrendim bitti diyorsan; o zaman tamam. Bunu söyleyen bir insanda alçakgönüllülükten eser kalmadığı için yanına yaklaşılması da o kadar mümkün olmaz ve ben de kaçar giderim zaten yanından. 

    Tekrar soruyorum şimdi o zaman; nedir keşfettiğin? Almadan vermek Allah’a mahsus. Eğer buysa diyeceğin bunu ben de görebiliyorum rahatlıkla. Hep verdim pek de bir şey alamadım dersen ona da tamam diyecek gibi oluyorum ama bir itirazım var buna. Dostluk bu olmasa gerek kanımca. Bir defasında çok sevdiğim ve sürekli sohbet ettiğim çok hasta olan bir dostuma sınavlara girebilsin diye gelemediği tüm derslerin bütün döneme ait notlarını alıp götürmüştüm. Derslerin çoğundan geçti ve biliyor musun: “O da bıraktı beni sonunda”. Hayatımdan çıkıp giderken hiçbir açıklama yapmak gereği duymadan üstelik. Ne hissettiğimi bilmek istersen söyleyeyim: 

    "Bitmesi değil de neden bittiğini bilememek en çok yaralıyor insanı. İnan ki o yara hiç kapanmıyor insanın ömrü boyunca."

    Peki, şimdi soruyorum; hala dost muyuz, yoksa sen de onun gibi hiçbir sebep sunmadan bırakıp gittin mi beni yalnızlığıma?

27 Kasım 2018 Salı

40. İstanbul Maratonu : "Bile bile lades"

Daha önceki maraton yazılarımı okumuş olanların hatırlayacağı üzere, her maratonun kendine özgü bir hikayesi de oluyor. Bu seneki maraton hikayemin başlığı gecenin birinde ben onu hiç düşünmeden kendiliğinden geldi ve yazımın en baş köşesine kuruluverdi. Bana da altını doldurmak için elimden geleni yapmak kalıyor. Buyrun hep birlikte okuyalım...

Dört aylık uzun bir hazırlık evresinden sonra maratona on küsür gün kala  Zeytinburnu Cumhuriyet Koşusu'nda başlayan sakatlığım bu on günlük süre içinde tümüyle iyileşmemişti. Hatta o günden sonra sadece iki koşuya çıkabilmiştim ve bunlardan biri oldukça kısa bir koşuydu. Geceleri kendime telkinde bulunup yarışa kadar tamamen iyileşeceğini söylesemde, içimden bir başka ses her an bir terslik olabileceğini ve belki de yarışta koşamayacağımı fısıldıyordu. O içimdeki sese kulağımı tıkayıp bu düşüncelerin beni bırakması için hızlıca uykuya dalmayı seçiyor ve sabah kalktığımda yine iyi hissediyordum. Ta ki maratondan önceki geceye kadar...

O gece sanki o ana kadar duymamak için kulaklarımı tıkadığım o ses beni gecenin bir yarısı uyandırdı. Saate baktığımda 03:00 olduğunu gördüm. Bu hiç iyi değildi çünkü yatalı daha 4 saat anca olmuştu ve benim biraz daha uyumam gerekliydi. Yarışın olduğu günün gecesinde zaten her zamankine göre biraz daha az uyunur. O yüzden genelde buna hazırlıklıyımdır ve yarıştan iki önceki gece normalde uyuduğum süreye göre fazladan uyumayı alışkanlık edinmişimdir. Uyku depolanan birşey mi bilmiyorum ama iki gece üst üste az uyuyunca günümün daha zor geçtiğinden adım gibi eminim. Uyumak için kendinizi telkin edip bir türlü uykuya dalamadığınız olmuştur mutlaka. Bana pek olmazdı. Kendileriyle yakından müşerref oldum efendim;
Sağa dön yatamam, sola dön yatamam, aklımdan o düşünceleri atamam...
Bu arada eşimi de uyandırdım tabi ve o da benim uyuyabilmem için rahatlatıcı sözler söyledi. Sanırım onun sesini duymak iyi geldi ve en sonunda biraz daha uyumuşum. Fakat çok erken bir alarm kurulu olduğundan zaten bu uykuda yarım kaldı ve kalkıp yola düşmeden önce kahvaltı yapmak ve yarışa uygun bir şekilde giyinip evden çıkmak gerekti. Bir önceki gün canım kardeşim Görkem ile besin depolarımı doldurmak üzere sağlam bir akşam yemeği yemiştik. O iyi gelmiş olacak ki kahvaltıda o kadar da çok açlık hissetmiyordum. Yine de standart yediğim kadar bir kahvaltı yaptım. Yanıma yarışın ilk 10 kilometresinde içmek üzere planladığım sporcu içeceğimi aldım. Bunun haricinde iki tane de beslenme jeli satın almıştım. Onları da arka cebime koyarak beslenme işini çözdüm (neredeyse çözdüm demek daha doğru çünkü yarışın son yarım saatinde aşırı bir açlık hissi gelecekti).
Makro ile buluşup Metrobüs'e geçtik ve en hızlı şekilde Taksim'e gidebilmek için Mecidiyeköy'de Metro'ya aktarma yaptık. Taksim'e saat 7 civarı varmıştık ancak yine de uzun bir sıra yapılmış olduğunu gördük. Sıranın bir ucu artık orada olmayan AKM'nin önünden şimdi öbür yanda olan camiye yakın bir yere kadar uzanıyordu ve yılan oyunundaki yılan gibi tekrar geriye kıvrılarak ikinci bir tur daha atıyordu. Biz bir süre sıraya nereden girelim diye düşündük ve yılanın kuyruğunun an be an nasıl uzadığını görünce hemen kuyruğun sonuna bağlandık. Bereket ki öyle yapmışız çünkü bizden bir on dakika filan sonra o yılan bir daha kıvrıldı ve üçüncü bir tur daha attı. Burada sevindirici olan insanlarımızın bu sıra yapma işinde bu sene iyi organize olmuş olması ve herkesin kurala uygun davrandığını görmem oldu. Avrupalılaşıyor muyuz ne :) Nazar değmesin. Tabi yarım saat içinde bu kuyruğun erimeyeceği anlaşıldı ve aramalar pas geçilerek hızlıca otobüslere alım başladı. Bu sayede biz de geçen senekine göre daha az ızdırap ve yüksek moralle otobüse bindik.


Köprüye vardığımızda her zamanki gibi dostlarla buluşmak ve fotoğraf çektirmek için bir zamanımız oluyor. Bu sene de Sinem, Neco ve Onur ile buluşarak fotoğraf çekindik.

Onur, Neco, Gökhan (Makro), Sinem, Gökhan (Mikro)
Ben tuvalet ihtiyacı için yanlarından ayrıldım fakat geri dönmek istediğimde güvenlik nedeniyle aynı yoldan geri dönemedim. Bu bana biraz pahalıya patladı çünkü 500 m. yukarı yürüyüp güvenliğin oradan giriş yapmam gerekti. Bununla da kalsa iyi. Maratoncu'ların olduğu yerden giriş yaparken güvenlik beni geri çevirdi ve yukarıdan giriş yapmam gerektiğini söyledi. Az önce itiraz haklarımı bitirmiş olduğumu hissettiğimden sesimi çıkarmadan en yukarı döndüm. Ancak en arkadakilerin 10K'cılar olduğunu unutarak aralarına giriş yapma gafletinde bulundum. Artık başlama saatine 10 küsür dakika kalmıştı ve ben onların oluşturduğu bloğu yarıp 5 dakika boyunca ilerlemeye çalıştım ancak bir arpa boyu yok gidebildim. Sonunda onların da itirazları ve yarışın başlama saatine iyice yakın olmam ile direncim kırıldı ve bir çıkış görüp boşluğa kendimi attım. Tekrar maratoncuların olduğu kısma koştum ve bu defa güvenlik sorun çıkarmadı. Makro elinde benim sporcu içeceğim ile beni beklemişti ve yarışın başlamasına 1-2 dakika kalmıştı: Bu bir mucizeydi :)

Çünkü sözleşmiştik. 42 kilometreyi birlikte koşacaktık. Öyle de yaptık. Bu sayede bugüne kadar en çok zevk aldığım maraton bu oldu. Zaten antrenmanlarda uzun koşuları hep birlikte koştuğumuzdan, birbirimize yakın tempolarda koşacağımız belliydi. Yarışın ilk 10 kilometresi yavaş çıkıp aniden enerji depolarımızı bitirmeyelim diye kontrollü gittik.

Haliç geçişi
Sanırım 14K civarıydı ben ilk jeli yedim. Bir sonrakini ise 26K civarında yiyince 36. kilometre civarı iyice bir açlık hissi geldi. O anda arkadaşımın hemen yanımda koşuyor olması ne büyük bir şanstı. Sağolsun kadim dostum Makro, elindeki son fişeğinin (yer fıstıklı bar) bir kısmını benimle paylaştı ve içindeki kaloriden değilse bile o an verdiği moralden ve motivasyondan olsa gerek bana sanki bir canlanma geldi.

Makro'nun verdiği fıstıklı barı yerken
Bir sonraki ikmal noktasından bir de muz kapsak fena olmazdı tabi. Ancak yarış bitmek üzereydi. 5-6 kilometre bir mesafe kalmıştı. Genelde bu noktadan sonra yenen yiyeceklerin kana karışıp enerji vermesi için yeterli bir süre kalmamış olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu noktada bizim şirketten Cihan Durmaz imdadımıza yetişti. İyilik Peşinde Koşan bu koca yürekli arkadaşım kendisi 15K koşmuş olduğu halde Yenikapı'ya dönerek maraton koşanlara destek vermek üzere oradaydı. Beni görür görmez sarı Tohum Otizm Vakfı formamdan tanıdı ve bir süre koşumuza eşlik ederek bize moral verdi. Bunu bizden sonra da başka koşucuları destekleyerek sürdürdüğünü daha sonra onunla sohbet esnasında öğrenecektim. Sağolsun bir de ObjektiFahri'nin önünden geçerken hep birlikte unutulmaz bir poz vermemiz için bizi yönlendirdi. İşte ölümsüzleşen o an:


Cihan, Gökhan (Makro), Gökhan (Mikro)
Fıstıklı bar yerken bulamadığımız muzu 39. kilometre civarında bulduk ve Gülhane'ye girerken karnımız biraz daha toktu :) Gülhane Parkı'nın, yarışın en sevdiğim ve beni en çok mutlu eden bölümü olduğuna artık şüphem yok.



Gülhane Parkı'nda hem çıkış hem de iniş olmak üzere iki bölüm var. Tıpkı hayat gibi. Eğer bunu atlatabilirseniz sonrasında Sultanahmet'e kadar tırmanmanız gerekecek ki işte orası zaten etraftan size bol bol tezahürat yapanların olduğu bitişi kucaklamaya dakikaların kaldığını bildiğiniz bir başka atmosfer. Tabi orada acı da var haz da. 4 saattir koşan bacaklarınızın kaskatı kesilmiş kaslarında bolca acı, etraftan size tezahüratta bulunanlara ise ince de olsa bir tebessüm ile karşılık verebilme gücünüz varsa ne ala. Kim tutar sizi! Maratonu yine bitirmek üzeresiniz. Ha gayret ! Son 300 metre civarında dostum Makro'ya sen devam et, gücün kaldıysa koş diye bir işaret verip onu kendi kaderine uğurladım ve ben de peşinden onun koşuşunu seyrederek kendimi bitiş çizgisine doğru son gücümle attım. Saniyesi saniyesine olmasa da yarım dakika gibi bir farkla bu maratonu söz verdiğimiz gibi birlikte koşmayı başarmıştık.

Zeytinburnu Koşusu'nda başlayan ve tam geçmeyen sakatlık 32. kilometrelerden sonra iyice kendini hissettirmeye başlamış sol ayağımın iç kısmı her adımımda beni pişman eder bir hal almıştı. Soruyorum sizlere: Bu bile bile lades değil mi ? Gece uyutmayan o düşünce, aman az kaldı ne olur biraz daha dayansa bu bilek diye içimden ettiğim dualar. O noktada dostum Makro yanımda olmasaydı ve ona verdiğim söz olmasaydı kesinlikle birkaç dakika yürüyerek yarıştan erken düşerdim sanırım. Sürekli birbirimizi çektik. 36'dan sonra ise acı biraz hafifledi (ya da bana öyle geldi) ve daha rahat devam edebildim. Fakat gerçeği söylemek gerekirse yarış biteli iki hafta doldu ve henüz bir kez bile koşmaya yeltenmedim. Arada inceden bir sızı giriyor hala ama gittikçe azaldı. Yakında yine yollara düşerim :)
Sultanahmet köftelerini yedikten sonra kendimize geldik:
Makro, Sinem, Dağhan, Mikro
Sevgili eşim Berat'ın Maratoncu Gökhan'lar adlı özçekim çalışması
Hep destek tam destek.
Bir de işin bağış koşusu boyutu var yine her maraton koşumda olduğu gibi. Ben size daha ne diyeyim sevgili dostlar, canlar. Bu sene de beni yalnız bırakmadınız. Bu sene de maratonu benimle birlikte koştunuz. Fazla söze gerek yok. Burada sizlere yürekten, sıcacık bir teşekkür edebilirim ancak. Ama en içten ve samimi bir teşekkür. Tam 42 kilometre koştum ve tam 42 kişi benim bu koşumda bana eşlik etti. Toplamda 3.000 TL topladınız. Gönlünüzü açtınız. Otizmli çocukların umudu oldunuz. Bundan daha iyi bir koşu olabilir mi ? Bir çocuğun hayatını değiştirebilecek, onun akranlarına yakın bir yaşam seviyesine ulaştırabilmek için alacağı yegane destek olan eğitime kavuşturdunuz. Hem de bir değil tam 19 çocuğa ulaştınız. Sağolun, varolun canlar....


Maraton güzergahı - temsili değil hakiki :)
Yarışı, geçtiğimiz seneye göre 3 dakika erken bitirmeyi başararak kendi kişisel en iyi maraton derecemi yapmayı da başardım. Garmin ölçümü şu şekilde oldu:

Az da olsa gelişme var: Üç dakika üç dakikadır :)

Seneye daha yoğun bir hazırlık evresi ile bunu 4 saatin altına indirmemek için hiç bir eksik yok aslında. Allah sağlık versin hep koşalım diyerek bu maraton hikayemi de burada noktalıyorum. Umarım siz de benimle koşmaktan keyif almışsınızdır kıymetli dostlar. Bir sonraki yazıya kadar sağlıcakla kalın. Hoşçakalın...

10.Cumhuriyet Koşusu, Zeytinburnu


28 Ekim 2018 Pazar,
Artık geleneksel olarak katıldığım Zeytinburnu Cumhuriyet Koşusu'nda kendi en iyi 10K zamanımı yapmış olmanın haklı gururunu yaşadım. Yarış heyecanı ile biraz zorlamış olacağım ki sol bileğimin iç bağlarında yarıştan sonraki gün ortaya çıkan bir ağrı belirdi ve maratona sayılı gün kala oldukça canımı sıktı. Antrenmanları hafiflettiğim bir döneme gelmesi iyiydi, İyileşir diye düşünüp çok moral bozmadım ama...
Hikayenin devamını "İstanbul Maratonu" yazımda sürdürmek üzere burada üç nokta ile açıkta bırakıyorum.
Zeytinburnu'ndan devam edelim. Sabah kadim dostum Makro Hoca ile buluşup yarış parkuruna yakın bir yere park ettik. Sonrasında biraz ısınma ve dostlarla selamlaşma ile zaman geçirdik. Ardından yarış başladı. Hava soğuk değildi. Yarış içinde yine hoşuma giden anlar oldu. Okullu çocukların pazar veya tatil demeyip biz koşanları ay-yıldızlı bayraklarımızla desteklemeleri beni hep sevindiriyor. İnanın koşanlar için o kısacık 15-20 saniyelik temas bile, yarışın sonraki bölümüne daha pozitif ve enerjik devam edebilme gayreti verir. Burada da yine öyle oldu. Yüzümde kocaman bir gülümseme ile çocukların uzanan ellerine birer birer beşlik çakarak yanlarından yüksek enerji durumuna geçmiş vaziyette ayrıldım. Sanırım ne olduysa arnavut kaldırımı döşeli bayır aşağı bir bölümde oldu. Eğer ayağımı içe basmış ve bunu farkedememişsem de, bu yarışın heyecanı veya sıcak iken olan biteni hissetmiyor olmayışımdan kaynaklanmıştır.



Yarışın bitiminde yine alıştığımız şekilde sıcak çorba ikramı vardı. Zeytinburnu'nda bir de bu çorba ikramını çok seviyorum :) Hava güzel olduğu için çorbalarımızı kültür merkezinin bahçesinde içtik ve biraz dinlendikten sonra evlere dağılmak üzere yola çıktık.

Zeytinburnu Cumhuriyet Koşusu'ndan Arif Toprak imzalı bir enstantane
Bu sene az fotoğrafım var maalesef :(

Sonuçta 406 göğüs numarası ile genel sıralamada 220. olduğum bu yarışta
resmi ölçüme göre 04:37 ortalama pace koşmuşum ve   49 dk. 23 sn.'de yarışı tamamlamışım.
Benim ölçümümde neredeyse bununla aynı:

  • 10.75km
  •  
  • 49:37
     Elapsed Time
  •  
  • 4:37/km
    Pace
Elevation      116m
Calories               691



Shoes: Nike LUNARCONVERGE LunarConverge (204.6 km)







23 Aralık 2017 Cumartesi

39. İstanbul Maratonu : "Ülküm, yükselmek, ileri gitmektir."

12 Kasım 2017 İstanbul'da sonbaharın kendisini hissettirmeye başladığı, mevsimin dönmesi ile ne giyeceğimize karar vermenin zorladığı günlerde, uzun süren hazırlık devresinin ardından ikinci kez bir maraton koşmak üzere dostum Makro Hoca ile yine bir maraton pazarı sabahında onların evinin orada buluşup düştük yola. İncirli'den metro-metro yaparak Taksim'e ulaştık. Taksim'e geldiğimizde AKM'nin karşısında otobüslere binmeye çalışan insan kalabalığına katıldık. Bu sefer organizasyonda bir sıkıntı olduğu kesindi. Çünkü otobüslerin sayısı oldukça azdı ve düzgün bir sıra yapılabilmiş değildi. Az sayıda gelen otobüse bir de çanta aramasının otobüsün biniş kapısında yapılması gerekçesiyle binmek daha da zorlaşıyordu. Bu sırada, otobüse binmek mümkün olmayacak ve yarışa katılamayacağız gibi bir düşünceye kapılmaya başlamıştım. Kadınlar ve erkekleri farklı kapılardan bindirmeyi akıl etmişlerdi ama bunu bile başaramıyorduk sabahın aydınlanmayan o saatinde. Yanında küçük çocuğu ile gelenler için ise durum daha da zordu. Onlara yol vermek istiyor ama sıkışıklıktan bunu bile başarmakta zorlanıyorduk. 20-25 dakikalık bu eziyetin ardından dostum Makro az önümde iken nasıl olduysa aradaki mesafe açılmış ben üç sıra arkada kalmıştım. Herhalde çocuklu bir bayana yol vermek için geri durmam sonucu olmuştu bu. Ancak diğerleri benim kadar sabırlı değildi. Sağdan soldan önüme giriyorlardı. Yine de aynı otobüse binmeyi başardık.

Köprüye geldiğimizde tanıdıklarımızla karşılaştığımız bir selam faslı olur mutlaka. Yine böyle oldu ve bu sene 4:15 pacer'lığı görevi üstlenen Cemal Ağabey (Bilekoğlu) ile karşılaştık. Çok sevdiğimiz bu neşeli abimiz ile pozitif enerji dolu hoş bir sohbet yaptık. Aslında benim hedeflediğim süre de Cemal Abi'nin üstlendiği görevle örtüşüyordu ama içimden bir ses 4:05 ve hatta 4 saati de zorlayabileceğimi fısıldayıp durmuştu yarışa hazırlandığım süre boyunca. Bu yüzden kendi hızımda koşmayı seçmiştim. Bir de bu sene hızımı ayarlamak için kolumdaki saate güveniyordum. Ne de olsa Darıca'da bunun çok faydasını görmüştüm ve artık alışmıştım. Dağhan ve eşi Sinem ile onun ablası da gelmişti yarışa. Bu kadroyu birarada yakalamışken hemen bu heyecanlı günün anısına güzel bir fotoğraf çektik:

Yarış öncesi hatıra fotoğrafı
Son hazırlıklarımızı gerçekleştirmek üzere eşya otobüslerine yakın bir kenara geçtik. Ben içlikle gelmiştim ama iki kat üstüste giyinmek fazla gelecekti. Bunu artık tecrübeden söyleyebilecek durumdaydım ve içimdekini çıkartıp sadece sarı "Tohum" t-shirt'ümle koşmaya karar verdim. Ayakkabılarımı alalı bir ay kadar olmuştu anca ve sol tekinin astarı bazen tam oturmadığında ayağımın iç tarak bölgesinde hızlıca su toplanmasına neden oluyordu. Maalesef bu sabah daha yarış başlamadan önce bu durum oluşmuştu. Makro ile de istişare ederek durumu düzeltmeye çalıştım ve astarın duruşunu sürekli değiştirip denemeler yaptım. Sonunda en doğru yerleşimini bulmayı başardım ama maraton gibi uzun mesafeli bir koşu öncesi yapılacak hatalar listesinin en başlarındaki bir maddeyi ihlal etmemin cezasını hemen almış oldum.

"Daha önce denemediğiniz, hatta biraz eskitmediğiniz bir malzemeyi yarış günü de kesinlikle kullanmayın."

İşte bir aylık henüz yeni sayılabilecek bir ayakkabı giyerek durumu riske atmanın bedeli deride hafif su toplaması ve kızarıklık olmuştu. Neyseki yanımda flaster vardı ve kabaran derimin üzerini bununla kapatıp daha fazla sürtünmesinin önüne geçip kendimi sağlama aldım. Bu hayati bilgileri de Aykut Çelikbaş'ın "Ultra Kitap" adlı kitabından, ultramaratoncuların zorda kaldıklarında neler yaptıklarını anlatan bölümden okumuştum. Aslında su toplayan bölge daha büyük olduğunda dört farklı kenarından iğneyle delip sonra üzerini kapatıyorlarmış. Neyse ki benim durum o kadar ciddi değildi.

Ultra Kitap, harika bir başvuru kaynağı olmuş.
Hem Türkçe hem de gurur verici !
Son hazırlıkların ardından başlangıç çizgisindeki yerlerimizi aldık ve dört aylık disiplin isteyen bir antrenman programının ardından yarışa karmaşık duygularla başladım. Kafamda fikirler ve taktiksel düşünceler ilk andan itibaren dolanmaya başlamıştı. Kendime uygun bir plan yapmıştım. Buna göre ilk 6 kilometre kadar 6 pace'e yakın bir tempo ile koşup, sonraki 14 kilometreyi 5:50 civarı, sonraki 14 kilometreyi de yine 5:40 pace tempo ile koşacaktım. Böylece "duvara çarpmadan", yarışın son bölümünü güvenli ve daha düşük bir tempoyla tamamlamak için gücüm kalacak ve enerji depolarım tümüyle boşalmamış bir durumda Gülhane'yi tırmanabilecektim. En azından öyle olmasını umuyordum. Tabi bu en iyi durumda olmasını beklediğim durumdu. Buna uygun bir şekilde saatimi kontrol ederek turları geçmeye başladım. Saatin beni, her kilometre sonunda bilgilendirmesi için bir tur eşittir 1 km. şeklinde bir ayar yapmıştım. İlk bölümlerde yaptığım plan tıkır tıkır işledi. Aslında geri dönüp istatistiklere baktığımda 36. kilometreye kadar plana gayet sadık kaldığımı görebiliyorum. Geriye dönüp o anları hatırladığımda yarışın içinde 36. kilometredeki bu düşüşü de gayet belirgin şekilde hatırlıyorum zaten. Neyse orayı birazdan ayrıntılı anlatacağım.

Sevgili eşim ve teyzesi ile canparemiz İnci beni desteklemek için önce Haliç çıkışına sonra da en son bitişe kadar geldiler. Onların haricinde de çok sayıda akrabamız bitiş çizgisinde bizi karşıladı. Artık abonem olan Mesut yine vardı :) Onların haricinde yeni destekçilerim de olmuştu. Celal Enişte, Mine Hala, kızları Leyla ve Merve tam kadro gelmişti. Eşimin ablası da küçük Ali İhsan'ı kapıp gelmişti. Birgül Teyzem ve İnci hep Berat'ın yanındaydı. Yarışın ardından köfte yemek için sözleşmiştik ve işte hepsi bitişte beni karşılamak için bir pazar sabahı çıkıp gelmişlerdi. Bana ve Otizm'li çocuklara destek olmaya gelmişlerdi. Tohum'un t-shirt'lerini giyip beni öyle karşıladılar. Çok güzel bir görüntüydü.
Yarış sonrası canlar ile güzel bir anı

Güncellenmiş 42 kilometre maraton parkuru
Dönelim yarışın kritik anlarına. Bu sene parkurda biraz değişiklik oldu. Haliç'ten sonra Eyüp tarafına dönüp bir gidip geldiğimiz sonrasında Fatih'teki su kemerlerine doğru Unkapanı yokuşunu tırmanıp Aksaray üzerinden Yenikapı'ya döndüğümüz o kısım artık yoktu. Onun yerine hep sahilden gidilecek ve eksik olan bu mesafeyi Bakırköy Gelik yerine Yeşilköy'den dönerek tamamlayacaktık.

Bu seneki yarışın teması: ÇocuklarİçinKoş
Ben hep öyle yapıyorum, tabi tüm destekçilerim de :)
Unkapanı yokuşunun olmaması işin güzel yanıydı. Ancak Unkapanı ve Aksaray'da olan seyirci desteğinden de mahrum kalacaktık. Yeşilköy istikameti bizim hep koştuğumuz antrenman güzergahında olduğundan bilinmeyen bir yanı yoktu. Yarışın o bölümlerini koşarken kendimi hep evimde hissettim. Bu bana büyük bir rahatlama sağladı. Yenikapı'ya kadar olan bölümde ise kah yağmur çiseledi kah güneş açtı. Bu defa hazırlıklıydım ve şapkam vardı. Her iki durumda da şapka çok işime yaradı.
Galata Köprüsü'nden geçip
sola sahil istikametine dönerken,
henüz 10 km. yeni geride kalmış
Sevgili eşim Berat'ın kamerasından bir kare:
Kendisi bu sene de bana çok destek oldu
Maratona hazırlanırken güzel bir amacınız varsa eğer sabahları erkenden kalkıp yaz sıcağında, yağmurda veya karda koşmak hiç zor gelmez. Ben de bu şekilde bir hazırlık devresi geçirdim ve sadece rahatsızlık veya sakatlık nedeniyle 4 antrenmanı kaçırdığım dört ayın sonunda yoldaydım. Yenikapı'yı geçtiğimde, evime doğru her zaman koştuğum bu yol benim için çok tanıdıktı ve geçen senenin aksine o kadar da rüzgarlı değildi. Azıcık yağmur yağdı ama hemen geçti. Ben yarışın aslında Yeşilköy girişinden döndükten sonra başlayacağının farkında olarak sürekli tur zamanlarımı kontrol ederek planıma sadık kalmaya çalışıyordum. Elimde sporcu içeceğim ile ilk 15 kilometreyi bu şekilde çok rahat geçtim. Yeşilköy'den dönüp Zeytinburnu'na doğru yol alırken masalardan elma, muz gibi ikramlar kaparak yoluma devam ettim. Arada su almayı da ihmal etmiyordum. Dehidrasyon bir koşucunun başına gelebilecek en feci şeylerden birisiydi ve okuduğuma göre her 5K için yarım litre su içmek iyi bir taktik idi. Tabi bu hava koşullarına ve mevsime göre değişir. Ben o kadar çok içemiyorum. 

Yenikapı'yı geçtiğimde hala iyi durumdaydım ve 35 kilometre geride kalmıştı. Korku dolu anlar başlar mı diye aklım sürekli bana uyarılarda bulunuyordu. Geçen sene bu kadarı bile yürüme hızına düşmeme yetmişti. Ancak bu sene hem tecrübe hem de daha sıkı çalışmanın bir sonucu olarak hala düşmemiştim. 36. kilometreyi hafif tempo düşmesi ile bitirdim. Fakat işte o en zor 5 kilometre gelip çatmıştı. Bu bölümde bir ara yürüyüp dinlendiğim iki küçük dinlenme ihtiyacım oldu. Onun dışında kendime sürekli şunu söyleyip moral veriyordum: 

"Başarabilirsin Gökhan, çok çalıştın ve kolay olmayacağını hep biliyordun. Şimdi dayanman gerek. Çocuklar için, çocukların için..." 

Koşucuların kendisine ait bir mantraları olmasının ne kadar önemli olduğunu Haruki Murakami'nin kitabında okumuştum. "Koşmasaydım Yazamazdım" isimli bu kitap oldukça ilham verici gelmişti bana ve farkında olmadan kullandığım bir kavramın adını öğretmişti. En zor anlarda bile kendine telkin edebileceğin bir düşüncen varsa eğer, bunu zor anlarda sürekli tekrar edip moralini yükseltebilirsin. Kafandaki bu fikre mantra deniyormuş.

Kitabın orijinal ismi:
 "What I Talk About When I Talk About Running"
Gülhane'yi hayal ettim sonra. Birazdan orada  olacaktım ve destekleyenler ve diğer tüm herkes orada karşılamak için bekliyor olacaktı. 5 kilometre de neydi ki ? Antrenman için beğenip koşmayacağım minik bir yol !! Fakat bu durumdayken hiç öyle olmuyordu. Büyüdükçe büyüyor, zaman geçmek bilmiyor, yol bir türlü bitmiyordu. Sonunda rüya gerçek oldu ve Gülhane dönüşünü görmeyi başardım. Oradan içeri girip tırmanmaya bir başladım mı, sonrası kolaydı. Sararmış yaprakların kapladığı güzel Gülhane insana hem zorlu bir yokuş hem de harika bir İstanbul sonbahar manzarasını birlikte sunuyordu. Cömert bir evsahibi gibi iyi ağırlıyordu ama evin kirası biraz yüksekti :) Ödemek zorundaydım ve ödedim. Karşılığında fotoğrafçı dostlarımızın çektiği harika kareler bana en güzel hediye oldu. Buyrun birlikte bakalım:







Artık Gülhane'nin üst kapısından çıkmıştım ve beni heyecanla bekleyenlerle aramda çok az bir mesafe kalmıştı. Başaracaktım. Son bir gayretle bitime doğru koştum.

Bitiş çizgisine doğru yardır !
Bitiş çizgisini geçtiğimde hedeflediğim süreyi neredeyse tutturmanın ama daha önemlisi geçen seneki ilk maratonuma göre oldukça iyi bir gelişme yakalamanın mutluğunu yaşıyordum.



Her maratonun kendine has bir hikayesi vardır.
39. İstanbul Maratonu'nki de benim gözümden böyle işte. Herkesin gözünde farklılaşır bu hikaye. Maraton da hayatın küçük bir temsilidir. Hayat yolculuğunda bittim dediğimiz anlar olur ama sevdikleriniz yanınızdaysa, devam edecek gücü bulabilirsiniz. Sizlerin de desteğiyle ben bu maratonu koştum ve sağlığım elverdiği sürece de koşmaya devam edeceğim. Bu da siz değerli dostlarımın, akrabalarımın ve sorumluluk almayı görev bilip yüreğini küçücük çocuklara açanların sayesinde toplanan bağış:

  • Yardım Projem: İstanbul-2017-Tohum Otizm Vakfı-Adımlarımız Otizmli Çocuklar İçin!
  • Ulaştığım Bağışçı Sayısı: 29
  • Ulaştığım Bağış Tutarı: 2.210 TL
  • Beraber Koştuğum Takımlarım: Koşu TutkunlarıING
  • Kampanya Sayfam:
    https://ipk.adimadim.org/kampanya/CC24453
  • Kampanya Koşucu Kodum: CC24453
  • Göğüs Numaram: 2590

Bu yardımı siz topladınız, ben sadece vesile oldum. Seneye daha çok toplayacağız inşallah.
Allah hepinizden razı olsun.
Garmin ölçümleri ile maraton derecem
Resmi derecedeki zamanlamam: 4 saat 11 dakika 54 saniye
Genel sıralamada 711, Türk'lerde 500. olmuşum. Seneye daha yukarılara doğru tırmanmak da bir diğer hedefim olsun. Andımızda dediğimiz gibi:

"Ülküm, yükselmek, ileri gitmektir."

Sağlıcakla kalın...
Gökhan

11 Kasım 2017 Cumartesi

9. Cumhuriyet Koşusu, Zeytinburnu

"10K yarışının keyfini hem de cumhuriyet coşkusu ile ay-yıldızlı bayrakların eşliğinde yaşamak için harika bir organizasyon:
Zeytinburnu Cumhuriyet Koşusu."

Zeytinburnu oturduğum bölgeye yakın ve yarış bitiminde harika yiyecekler de veriyorlar. Bu yıl tam da 29 Ekim Pazar günü koşulması ile, manevi anlamını sonuna kadar hissettiğimiz bir organizasyon olarak ortaya çıktı. Ellerinde ay-yıldızlı bayraklarla çok sayıda yurttaşımız, çocuklar, gençler bizi desteklemek için oradaydı. Bu gerçekten çok iyi hissettiriyor. Seyirci desteği olmayan yarışları çok samimiyetsiz bulmaya başladım sanırım. Bizim kesinlikle seyirciye ihtiyacımız var. Bu kapsamda bu sene bir güzel gelişme daha öğrendim. TRT3-Spor tam bir saat boyunca Cumhuriyet Koşusu'nu naklen yayınladı. Sonra internet'ten bulup izledim ve kendimi birkaç defa görmeyi başardım. Ben de televizyona çıktım yani sonunda :)

Gelelim müsabaka sabahına. Kadim dostum Makro ile birlikte yollar kapanmadan hemen önce yakın bir noktaya ulaşıp park etme imkanımız oldu. Sonrasında koşu dostları ile selamlaşmalar, parkurda ufak ısınma turları derken İstiklal Marşı'mızın okunmasından sonra yarış başladı.

Yarıştan önce Zeytinburnu anısı

Kısa mesafe koşusu olduğundan ve form durumum iyi diye düşünerek kendime koyduğum hedef pace 4:40 civarıydı. Buna uygun koşmaya çalıştım ve yeni aldığım Garmin Forerunner 35 sayesinde ilk defa bir  yarışta ortalama pace'i anlık görerek kendimi buna göre ayarlama imkanı buldum. Koşu saati almayı ne zamandır istiyor ancak çok pahalı diye bir türlü imkan bulamıyordum. Bir tanıdığımızın yurtdışından isteğimiz üzere giriş seviyesi bu modeli temin etmesi sonucu artık benim de bir koşu saatim oldu. Hem de bilekten nabız ölçme özelliği mevcut. En çok bu özellik hoşuma gitti. Bugüne kadar bu veriyi hiç bilemiyordum. Artık nabzımı da ölçebileceğim.

Yarış hızlı başladı. Başlarda Makro'nun hemen arkasında koştum. Yani deyim yerindeyse ensesinden ayrılmadım :)

Makro dostumun ensesinde, beyazlı o-kırmızlı ben :)

Yarışın ilerleyen kısmında onun pace'inin benden biraz daha düşük olacağını bildiğimden ufak ufak arkadaşımı bıraktım ve bir süre sonra tamamen gözden kaybettim. Saatimin ölçümüne odaklanmaya karar verdim. Koşudan hemen önce içtiğim sporcu içeceği fazla geldi ve bir daha koşudan hemen önce aşırı miktarda sporcu içmemeye karar verdim. Farklı yerlerde çekilen güzel fotoğrafları burada paylaşmak istiyorum. Çekenlerin ellerine sağlık.

Yol yetmemiş kaldırımdan koşmuşum, böyle yakalanırsın işte :)

Zafer işareti yaptığım bu kare sizce de çok güzel çıkmamış mı ?

Yarışın bitişinde bizi güzel bir ziyafet bekliyormuş da haberimiz yokmuş. Önce sıcacık çorba dağıttılar. Nasıl iyi geldi anlatamam. Sonra fuayeye geçtip ve ikramlar sürdü.

Sonuç ne oldu derseniz, hedeflediğime yakın bir pace çıkarmayı başardım. 4:42 ortalama pace ile yarışı 46:59'da bitirdim.


Genel Kategori'deki sıralamam

Bu da 10K için kişisel en iyi derecem oldu. Bu sene rekorlara doymuyorum :)
Kendi çapımda tabi!

Peki ya İstanbul Maratonu ?
42K için süremi geliştirip sağlıcakla bitirmek nasip olacak mı ? Bir sonraki yazımda inşallah bu şekilde bir haber verebilirim sizlere.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Bir de iyi ki takip edip, beğenenler ve açtığım bağış kampanyasına katılanlar var. Yoksa tek başına koşmak hiç anlamlı olmazdı.

9 Kasım 2017 Perşembe

Darıca Yarımaratonu, 2017

"Darıca'nın yokuşlarını, inişlerini çıkışlarını bir kere tadan ondan vazgeçemez."
Zorlu bir parkurda yarı maraton koşmak ve süre olarak gelişme kaydettiğini görebilmek ise ayrı bir keyif.

Bu yıl 15 Ekim, Pazar günü koşulan Darıca Yarı Maratonu için hazır maratona hazırlanırken arkamıza aldığımız bu rüzgarla bakalım ne kadar ileri gideceğim dedim ve pazar sabahı erkenden uyanıp bizi Merter'deki benzinlikten alıp Darıca'ya götürecek olan otobüse ulaşmak için yola çıktık. Makro ile birlikte metrobüs'e yürüyüp buluşma noktasına gittik. Bizden erken gelenler de olmuştu. Koşu dostları ile selamlaştık ancak otobüs henüz gelmemişti. Beklerken Koşu Tutkunları grubundan Ceyhun ile karşılaştık ve resimlerden tanıdığım arkadaşımla el sıkışıp tanışma olanığım oldu. Sonra hep birlikte otobüse bindik ve Darıca'ya erken bir saatte vardık.

Makro ile Darıca Hatırası
Yarışın başlamasına çok zaman olduğundan bir pastanede oturup çay-simit yedik ve içimizi ısıttık. Sonrasında yarışın başlamasına az bir vakit kala, biraz ısınma koşusu yaptık. Zaman çabuk geçti ve biz başlangıçtaki yerlerimizi aldık. Artık tanıdığım bu parkurda, güzel bir sonbahar gününde koşmaktan büyük keyif aldım. Hava o kadar güzeldi ki bir süre sonra güneş etkisini gösterdi ve içlik bile fazla geldi diyebilirim. Kendimi yokuşlara göre ayarladığım için bu sefer tırmanışlarda kesilmedim ve genelde koşarak çıktım. Sadece Hayvanat Bahçesi'nen sonraki uzun yokuşun son bölümünde bir miktar yürüdüm. İşte o tırmanış anlarından birinde Çafder'den Sevda Hanım'ın yakaladığı bir poz:



Ancak her çıkışın bir inişi vardır ve işte bu da rahat koşarken objektiflere poz verdiğim bir başka enstantane. Ben bu fotoğrafı çok sevdim:


Bir tane de yakın çekim yakalamışlar. Onu da buraya koymak istiyorum. Çekenlerin ellerine sağlık:


Bu şekilde Darıca'da güle oynaya koştum ve işin en güzeli kişisel en iyi yarı maraton derececemi elde etmeyi başardım. Üstelik bunu Darıca gibi zorlu bir parkurda başarmış olmak da işin en büyük artısı.

Bitişe artık çok yakınız ve  son sürat koşuyoruz
Runkeeper ile kaydettiğim koşu verilerini yine kayda geçmesi için buraya da bırakmak isterim.


Runkeeper gerçek mesafeye ve zamana yakın bir ölçüm yapmış.
Kişisel en iyi yarı maraton derecem 1:49:06 şeklinde gerçekleşti.